Ortak sorun: Örgütlenme sorunu…
FF.im de bu sorun ele alınmış ve yer yer çok önemli konualra parmak basılmıştır, evet bu bir sorundur bazı ülkeler bunu kendi dinamikleri ile çözbilmişlerdir. Türkiye farklı bir coğrafyada, farklı geleneklerle, farklı yasarlarla yönetilen bir ülke olarak kendisine uygun olan yöntem ile devlet, sivil karşılıklı görüşmeler sağlanabilmeli ve bir çözüm yolu düşünülmelidir. Bu konu tüm vatandaşlar, telifli eser üreten şirketler, devlet …vb tüm kanatlar ortak bir masada konuşmalıdırlar. Aşağıda maddeler halinde öneriler ve fikirleri okuyabilirsiniz…
Kaynaklar:
http://friendfeed.com/korsan-partisi
http://friendfeed.com/sansuresansur
Feedi dağıtmak istemem ama sanki bir bölünmüşlük yok mu bu konuda? Korsan Partisi mi bizim çatımız olacak, sansüre sansür mü.. Yada başka bir oluşum mu? Bu konuda kafa karışıklığı var sanırım. – Ergin – Ozgur Uckan
Çatı kim olacak sorusuna şu anda verecek bir cevabım yok. Bunu zaman gösterecek. Sansür konusunda şu anda faal olan kuruluş sansüresansür. İfade-iletişim özgürlüğünün yanı sıra bilgiye erişim hakkı ve mahremiyet hakkı da dahil olmak üzere tüm bireysel hak ve özgürlükleri kuşatmaya aday olan kuruluş Korsan Partisi gibi görünüyor. Netdaş’ın da böyle bir hedefi var… Ama bu son ikisi daha “oluşma aşamasında”… Belki de farklı kimliklerle, farklı örgütlenme tarzları ve işlevlerle aynı hedefe yönelecekler. Ki bunun da zararı yok, faydası var. Bu konuda oturmuş ülkelere baktığınızda orada da durumun bu olduğunu görürsünüz. Birlikte çalışan ve kendi önceliklerine odaklanan farklı kuruluşların güçbirliği daha etkili bir platform yaratır. Burada da aynı durumu yaratmaya çalışmamız lazım. – Ozgur Uckan
turkiye’de “benim imzam olmadan” diye soze baslayan olusumlari + 40 kisi baslanan calismalarin zaman icerisinde 2 kisi kalinmasi sebebi ile unutulup gitmesini hesaba katmak gerekiyor. bu ikisi disinda hala dogru orgutlenme ve organizasyon yapisinin bir cok kurulus asamasi ve sonrasi sorunu baslamadan bitirecegine inaniyorum vefakat dokumantasyon, organizasyon semasi ve yapilanma sureci, bu sureclere dair analizler vs yaklasimlari ile ilerleyen “hic bir” olusum gormedim. neticeye baktigimizda gecmisten gunumuze baslayip ayakta kalmis ve devam eden “bir seyler basarabilmis” herhangi bir olusum da dikkatimi cekmiyor. dernekler ve vakiflarin kendi uyelerinin cikarlari dogrultusunda saldirganlasmalari ve agresif tutumlari ile uye cogunlugunun istediklerini saglamasi disinda “olmamasi gereken” herhangi bir seyi engelleyebildiklerine sahit olmadim. kendim de engel olamadim evet. ornegin bilisim suclari yasasi, ornegin dijital imza, ornegin UYAP projesi. durdurabildik mi? hem kendi adima hem topluluklar adina hayir. peki bu kadar yasanmis ornek varken neden hala “dagitik yapinin kendi topluluklarini olusturmasi ve birlik olarak hareket etmeyi basarabilmesi” utopyasinda israr ediliyor.. bunu uzuuuuuunca bir zamandir dusunuyorum ve cozemedim. daha da uzun zaman dusunup cozemeyecegim. tek ve saglam mimari etrafinda odakli topluluklar, gerekiyorsa calisma gruplari, beraberinde ayni amaca ilerleyen farkli gruplar icin alt topluluklar ve fraksiyonlarin beslenebilmesi icin ayri kollar olusturulabilir, bunlar tek bir organizasyon semasinda eritilerek ayni cati altinda toplanabilir. cok daha tutarli ve devamli olacaktir. neden “bol ve yonet” oyunu yerine “birlestir ve guclu ol” utopyasi. bilemedim. – Sets Turan – Ozgur Uckan
Sets, bugüne kadar “kullanıcı odaklı”, netizen odaklı hiç bir oluşum görmedi Türkiye. Dolayısıyla söylediklerin için bir benchmark dayanağı yok. Gördüklerimiz hep sektörel örgütler, profesyonel odaklı örgütlenmeler veya bilişim hukuku gibi özel amaçlı, ama yine profesyonellerden oluşan örgütlenmelerdi. Mustafa Akgül’ün İnet-d’si kullanıcı odaklı olmak için yola çıktı, ama orada da yine profesyoneller birbirini buldu (ki diğer bilişim STK’larıyla karşılaştırıldığında, yine de İnet-d bireysel hak ve özgürlükler konusunda en tutarlı kuruluştur.). Yani işin bu aşamasına yeni geçmş bulunuyoruz. Bizim özelimizde ise şöyle bir durum var: Sansüresansür, kullanıcı odaklı ve salt sansür odaklı bir örgütlenme. Mantıklı. Korsan Partisi, adı üstünde bir siyasal parti. O da kullanıcı odaklı olacak ve uluslararası örneklerinin yolunu izleyecek. Netdaş’ın ne olacağını henüz bilmiyoruz, tartışıyoruz. Bu da doğal bir süreç. Benim canımı sıkan, Türkiye’de bazı insan hakları örgütleri dışında hiç bir STK’nın asli işlevi olan “watchdog” (izleme komitesi) işlevini görmemesi. Kendine STK diyen çoğu örgütlenmenin de salt meslek örgütü olduğunu düşünüyorum, ki kendi alanlarında bile başarısızlar. Biz bu kullanıcı ve vatandaş odaklı STK işine yeni giriyoruz. Bakalım ne olacak? – Ozgur Uckan
Sets, şu söylediğin var ya: “tek ve saglam mimari etrafinda odakli topluluklar, gerekiyorsa calisma gruplari, beraberinde ayni amaca ilerleyen farkli gruplar icin alt topluluklar ve fraksiyonlarin beslenebilmesi icin ayri kollar olusturulabilir,”… Bunun nasıl bir sakıncası olduğunu şöyle ifade edebilirim: Bu dediğim merkezi bir örgütlenme formatı gerektirir. Bunun da ucu açıkça “lider”e çıkar. Kavgasını vereceğimiz şey bireysel hak ve özgürlükler olacağı için, güçlü bir lider birleştirici olamaz. Türkiye’de sadece siyasi parti oluşumları güçlü liderlerle ilerleyebilir, onlar da ana akım partilerdir. Mesela Korsan Partisi, şimdi böyle bir lider çıkarsa, daha baştan başarısız olur. Mesela ben kendi adıma, böyle bir mücadelenin lideri, sahibi falan olamayacağını düşündüğümde, bu tarz bir “lider örgütlenmesi” için parmağımı bile kıpırdatmam. Bu mücadele ancak kollektiflerle yürür. STK mücadelesi Batı uygarlığının bir parçasıdır ve orada da bu iş böyle yürümüştür. Şimdi TBV, TBD gibi örgütlenmelerin de sorunu budur. Biri vakıftır, yönetimi değişmez. Diğeri dernektir, her gelen yönetim farklılaşır ve süreklilik sağlanamaz. O yüzden her iki örgütlenme de bir sektör birliği gibi çalışır. Kendilerine koydukları hedefler kağıt üstünde çok daha ulvi bile olsa. – Ozgur Uckan
peki gayet basit bir soru, demek ki asil sorun orgutlenmelerin yonetim anlayislarinda ve lider anlayisinda, burada da tam olarak bilinen anlami ile “joint venture” yapisini alsak, odaklar, calisma gruplari, alt topluluklar vs demistik, bu gruplar icerisinden secilecek temsilciler ile (minimum 2 olmak kosulu ile) kurulacak bir karar komitesi olusturulsa, calisan ve alternatif olabilecek sistemlere yogunlasilirsa eminim bir cozum bulunacaktir. hem burokrasinin hantalligindan siyrilacak, dinamikligini ispat etmis, hem de tek cati altinda birlestirecek, merkezi “komite” bazli yonetime sahip bir mimari utopik olmaktan cok uzak. sadece kurulus asamasinin cok dogru modellenmesi ve modele sadik kalinarak yapilanmanin olusturulmasi gerekir. ozetledigimizde de sunu soyleyeyim, bana farkli odaklarin guc elde etmesi ve bu gucun birlestirilerek tek bir hedefe yonlendirilmesi “gunu kurtarma” hedefli bir calisma olarak gozukuyor. o gunki gundeme veya o anki gundeme yonelik bir hamle icin tum gucun birlestirilmesi, sonrasinda zaten tartismalar ve katilmayanlar, bolunmeler, imza kaygisi, orgutlenememe gibi sebeplerle yapi dagilmaya ve bireysellesmeye basliyor. bunun yerine sistem kurulsun ve gunu kurtarmak yerine otomatik reflekslere sahip bir sistem haline getirilsin, bu sistem gundemi de varolan yapisinda irdeleyip odaga gereken etkiyi yapacaktir, isleyisi de belirleyecektir, duzenli calistigi ve organize olmayi basarabildigi surece yapilacaklar icin “kalici ve guclu” bir tehdit unsuru da olacaktir. karsisinda duzenli ve sistematik bir refleks oldugunun bilincinde olan odak\burokrasi\hukumet\karar mekanizmasi bu kadar rahat hareket edemez. daginik ve sadece etki tepki mantiginda calisan “odakciklar\gruplar” oldugu surece boler ve yonetir. son 50 yilda bunu defalarca izledik ve deneyimledik zaten. – Sets Turan – Ozgur Uckan
Evet bu konuyu tartışmakta yarar var. Kesinlikle… Hadi, konuşalım bu konuyu… – Ozgur Uckan
kollektif olma konusuna tamamen katılmakla birlikte bir sivil toplum örgütü anlayışının yetersiz kalacağını düşünüyorum. Türkiyede siyasi yapıların ve devletçiliğin bazı gerçekleri algılaması için ve silsilenin içerisinde yer alabilmesi için bir partinin oluşması gerekiyor, sivil toplum örgütlerinin devlet tarafından algılanış biçimi herhangi bir vatandaşın algılanış biçimi gibidir. Bugün hiçbir sivil toplum örgütünü adam-bilirkişi yerine koyup meclis gündemleri içerisinde bulundurmamışlardır bu konu sadece siyasi iradelerle ilgili değil T.C. devletinin yapısıyla, anayasasıyla ilgili bir durumdur. Parti Çözümü üzerinde durulmalı ve daha nasıl kollektifleştirilebilir, toplum nezdinde temel gerçekler-sorunlar nasıl algı problemi yaşanmadan iletişim sağlanabilir ? gibi problemler düşünülmelidir. – Sinan İŞLER
bir ufak bilgiyi hatirlamakta fayda var, bilisim yasasinin cikis surecinde internet kafeler bir birlik olusturdu ve yasanin kendilerini etkileyen kisimlari boyunca temsilci bulundurdular meclis ici gorusmelerde. yasanin internet kafeleri etkileyen kisimlari dahilinde kisilerin bilgisayar basina gecmeden once kimlik bilgilerinin alinmasi, bir sisteme aktarilmasi, kamera ile kafelerin emniyet tarafindan izlenebilir hale getirilmesi ve bu alt yapinin maliyetinin kafeler tarafindan ustlenilmesi gibi maddeler mevcuttu. temsilcileri sayesinde bu maddelerden kurtuldular ki bu daha once belirttigim “vakif ve derneklerin odak dogrultusunda kendilerine fayda saglamasi” hususunda guzel bir ornektir. kisacasi daha once bu gruplar meclis gundemi hatta surecleri icerisinde temsilcileri ile varolmayi basardilar. – Sets Turan
Aslında liderden çok organizatöre ihtiyaç var ama biz Türkler bunun farkında değiliz ve bu ihtiyacı “lider,karizma” diye dile getiriyoruz düşüncesindeyim. İnsanların birşeylere katılmıyor oluşu bir gerçek; ama çoğu organizasyonun “kendi içine dönük” hali de ortada. Şimdiye kadar bazı soruları sorduğum için dışlandığım çok örgütlenme oldu mesela (bu konu dışında). STK’larda ya da sivil insiyatifi ile kurulan neredyese tüm kurumlarda “çekirdek kadro” “mahallenin abisi” imajını korumak istiyor. Eh, herkes de aptal değil, zaten sivil oluşumlar içinde yeralabilen insanların en azından belli bir yaşa gelmiş olanları “ortamı bilen” insanlar. Üç ahbap çavuşlar ilişkilerini fark edip el çekebiliyorlar. (Bunları X kişi ya da Y kurumu kastederek söylemedim, sadece basit bir gözlemimi aktarmak istedim. Acaba şunu mu kastetmek istedi diye düşünmeyin.) – Barış Atasoy
Sets, bu konuda haklısın, bunu es geçmişim. TİEV bu işi yapmıştı. Ben o sıralarda İnternet ve Hukuk Platformu’ndaydım ve TİEV’e destek olmuş, görüş hazırlamıştık. Bu örnek önemli… Ama onlar Türk bürokrasisi ve siyaseti tarafından “ne idüğü belirsiz” görülecek soyut bir internet kullanıcıları kitlesi değil, iş sahibi sektör temsilcileriydiler (Ha, Bilişim STK’kları bunu bile başaramamıştı, o ayrı…) Biliyorum, tüketici birliklerinin benzeri girişimlerini örnek vereceksin. Ama onlar da “ekonomik mağduriyet” gerekçesiyle, ancak belli bir ölçüde dinlenirler, çünkü Sanayi ve Ticaret Bakanlığı onları yeterince temsil ettiğini düşünür (Ha, hukuk yolu her zaman açıktır onlara). Bizim durumumuzda hak ve özgürlük mağduriyeti var ki bürokrasi ve siyaset bunları kendi malı bellediğinden senin bu tip şeyleri savunmana metelik bile vermez. Yani daha etkili şeyler düşünmek lazım, derim (Sakın verdiğin örnekleri küçümsediğim sonucunu çıkarma, nacizane görüşüm:)) – Ozgur Uckan
Ben lidere değil ama oluşumun başındaki adama dikkat ederim ve birebir konuşamıyorsam, o oluşumda yer almam. İnsanları ve niyetleri çok sorgulamamak gerek; ama beni ikna edecek adamın tepedeki birisi olması gerek. Lütfen karizması filan da olmasın; karizmatik diye ortaya çıkan hem kel, hem fodul hem de iki lafı bir araya getiremeyen kıroları da çok gördük. O oluşumun başındaki adamın benden fazla söyleyecek şeyi olmalı ve daha soğukkanlı olmalı. Tek kıstas bu. Mesela Özgür bey senden şu işi yapmanı istiyorum dese açıkçası pek düşünmeden kabul ederim çünkü Türkiye’de örneğine pek rastlamadığım biri. Akademisyen olması çok büyük bir artı, burada Internet özgürlüğü konusunda gündemi yaratan nadir insanlardan biri, herkes tarafından saygı görüyor ve kimseye ne kötü birşey söylediğini ne de dikkat çekmek için polemik yarattığını gördüm. – Barış Atasoy
Ben “kurumlar insanların önünde olmalı” takıntılı biri değilim; mesela aile şirketleri çok eleştirilir ama bazı aile şirketleri hem en iyi yçnetilen hem de çalışan ve müşterilerini en çok memnun eden şirketler arasında, Johnson & Johnson, Ülker gibi. – Barış Atasoy
peki su acidan bakalim, internet odakli sekillendirilecek bir olusumun alt kollari icerisinde bu yasaklardan ve yasalardan etkilenen “gazete”, “bloglar”, “internet cafeler” vs mesleki unsurlar olacaktir, bunlarin da temsilcileri komite icerisinde yer alacaktir. temel sorunun odagin kisitli tutulmasi (sadece internet kullanicilari degil sorunun muhattaplari, internet odakli sorun yasayan herkes esasindan yola cikiyorum) oldugunu varsayarsak “temsil” sirasinda bulunacak kisiler ve kuruluslar ile “ne idugu belirsiz” tanimindan cikilmis olur(ki zaten kapsam en basta da onustugumuz gibi statik tehdidi saglamanin ve sistematik refleks unsuru olabilmenin onemli kosullarindan biri). bunun saglanabilmesi icin en onemli kriter “komite” yapilanmasi ile her grubun tam temsil ve soz hakkina sahip olmasi ve hatta gerekiyorsa karar almak icin “oy birligi” sarti konulmasi. gorusmelerin acik olmasi ve internetten yayinlanmasi, gerektiginde izleyenler arasinda referandum yapilabilecek alt yapilarin hazirlanmasi ve en onemlisi “hadi hareketlenelim” diyerek paldir kuldur bir seylere baslamak yerine once organizasyon yapisinin ve hareketin mimarisinin “profesyonel anlayis cercevesinde” dokumante edilmesi, bu dokumantasyona sadik kalinarak organizasyonun temellerinin atilmasi ve ilerlenmesi. – Sets Turan
Bir akademisyen etrafında birleşmek pek alışıldık birşey değil biizm kültürümüzde ancak bence bu alanda birşeyler yapılması gerekiyorsa Özgür Uçkan buna önayak olmalı. – Barış Atasoy
Sets; “bloglar” toplu bir unsur değil. Açıkçası bu oluşuma samimi destek verecek 10 blog yazarı sayamam ben. Gazeteler deseniz, onlar direk “rakip”. Zaten kendi gazete,TV operasyonları dahilinde kendi sitelerini yürütüyorlar; yani onlaır en mulu edecek şey Internet’in de kendi tekelleri olabilmesi olur. Bizde Indy Media oluşumları bile son derece kısıtlı. – Barış Atasoy
“joint venture” terimini kullanmamin sebebi tam olarak buydu Baris.. ortak fayda dogrultusunda birlesme konusunda bir problemi yok bunlarin. 3 buyugun ayagina basildiginda 3′u de bagirmayi basariyor ayni mansetle.; ) – Sets Turan
Internet cafeler deseniz, onlar vergi oranları,sigara yasağı, çalışma saatleri filan gibi “fiziksel ve yasal” düzenlemeler ile ilgililer; zaten Internet kafe müşterisi proifili chat yapan, counter strike oynayan, 25 yaş altı düşük sosyoekonomik statüye sahip genç. – Barış Atasoy
Ben bazı samimi STK’lardan destek alınabileceğini düşünüyorum; iletişim ile ilgili ya da ilgisiz. Ufuk Uras gibi isimler var bunun dışında. Hatta Mor ve Ötesi’nin solisti Harun var, bu tür konularda çok duyarlı biri, yine bu insanlarla Internet üzerinden kampanyalar yürütülebilir. Zeitgeist tadında bir begesel yapılabilir. – Barış Atasoy
olay internet kafe’lerin musteri kitlesi ve isletilme bicimleri degil, hazirlanmakta olan bazi duzenlemeler ozellikle kredi karti dolandiriciligi yapan cetelerin alisverisleri belirli kafelerden yaptigini (dogu anadolu ve orta anadolu illeri), saldirilarin belirli cafe’lerden geldigini tespit etmeleri ile birlikte onlarin da canini yakacak boyuta dogru ilerliyor. haliyle hikaye musterileri degil sahipleri ve onlarin karsi karsiya oldugu tehdit. bundan etkilenecek olan yine toplum olacak. temel olarak cafe’lerin kapanmasini veya bu tarz yasal baskilar ile karsi karsiya gelmesini istememe sebebi insanlarin internete/bilgiye erisimini saglamaktaki rolleridir. – Sets Turan
Sets, esnafa güvenerek kalkışılan her hareket şapa oturacaktır (Türkiyede esnaflığın devlet tarafınfan özendirilmesi bu yüzden) O yüzden Inetnet kafeleri kaale almak bence çok gereksiz olur. – Barış Atasoy
Bence şu an en büyük eksik bu tartışmaları netten yapıyor oluşumuz. Düzenli haftalık toplantılar çok yararlı olur diye düşünüyorum. Tanışıklık olunca hem işlerin yapılması hem de insanlaırn diyalogları çok farklı bir hal alıyor. – Barış Atasoy
Yani tavrımızı hangi oluşumdan yana koymalıyız gibi bir konuyu burada tartışmak bence hem bir sonuca varmaz hem de pek doğru olmayabilir. – Barış Atasoy
esnafa guvenmek? son yazdiklarimin tamami dogru bir yapinin kurulmasi ve bu yapinin etkilenen her kesimden temsilciyi icerisinde barindirmasi uzerine.. internet cafe’ler yasal bir ornek oldugu icin konuya dahil oldu ve olusabilecek muhtemel bir yapinin cok ufak bir parcasi olabilirler sadece.. korkarim ciddi sekilde yanlis anlasiliyorum ki bu da kendimi ifade edemedigim anlamina gelir. bu gecelik bana musade. iyi sabahlar. – Sets Turan
Sets Turan’ın verdiği internet kafeler örneği, gerçekten de sadece bir örnek. İlgili tarafların temsiliyet mekanizmaları ile ilgili bir örnek. Ayrıca kullanıcı odaklı bir örgütlenmenin, sansür ve denetimden etkilenen diğer kesimleri yanına alması da akıllıca olur. Bu tür işbirlikleri elimizi güçlendirir. Ayrıca Sets’in ötgütlenmenin kalıcılaştırlması ve bu tür tehditler karşısında sistemik bir refleks üretmesi görüşüne de katılıyorum. Öte yandan Barış Atasoy’un bu tartışmaların internetin dışına da taşınması ve fiziki toplantılara geçilmesi konusundaki görüşüne de katılıyorum. Bu tür bir toplantıyı 26 Eylül’de yapacağız. Bu örgütlenme alanında da ilerleme kaydedeceğimizi umuyorum. – Ozgur Uckan
Barış Atasoy, benimle ilgili söylediklerin için gerçekten teşekkür ederim. Bu odaklı hareketin oluşması için elimden geleni yaparım elbette, ki yapmaya çalışıyorum. Birikimim ve tecrübemin belli bir katkı sağlayacağını düşünüyorum ve bunu aktarmaya da çalışıyorum. Ama bunun ötesinde bir şey yapabileceğimden çok da emin değilim. Ayrıca hala bu hareketin liderden çok akıllı bir örgütlenmeye ve sürdürülebilir bir eylem planına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bağlı kalacağımız bir sözleşmemiz olmalı. Basit, yalın, ne dediği, ne istediği açık bir dokuman. Bu örgütlenme içinde işlevi farklı yapılanmalar olmalı. Hukuk çalışma grubu ilk akla gelenlerinden biri. Bir başka grup iletişim kampanayaları, yeni eylem biçimleriyle kamuoyu yaratmaya odaklanmalı. Bir başka grup benzer örgütlenmelerle işbirliklerinden sorumlu olmalı. Bir başkası uluslararası ilişkilere ve kampanyalara odaklanmalı. Bir komite de bütün bunları koordine etmeli, tabanı bir arada tutmalı, eylemler örgütlemeli…. Örgütlenme tipimiz ne olursa olsun, bu işlevleri görecek birimlere ihtiyacımız var. – Ozgur Uckan
bugun aksam 8 gibi bir kahve organizasyonu yapip on gorusme ile erteledigimiz kahve sohbetine kavussak mi; ) – Sets Turan
Sets, İstanbul dışındayım maalesef. Akşam döneceğim. Önümüzdeki hafta içi bir akşamüstüne ne dersin? – Ozgur Uckan
guzel olur, daha da sakin olur, pazar kalabaligindan kurtarmis oluruz; ) – Sets Turan
Kitlesel oluşumların bir müddet sonra ya tabanlarına ya da manifestolarına aykırı bir yapı haline geldiğini görmekten mütevellit bireysel aydınlanmadan yanayım.. Benzeri her oluşumda bir “iktidar hırsı”, bir “primus inter pares” olma hevesi ortaya çıkıyor ve iç çatışma ile sonlanıyor.. Hepimiz bireyler olarak önce kendimizi, sonra da insanları bilinçlendirmeye çalışalım, ortak bilinç oluştuğu anda zaten ortak hareket de ortaya çıkacaktır.. (Korsan Partisi, Netdaş ve SansüreSansür özelinde değil de “Dağınık yapı mı birlik mi?” sorusu minvalinde yargılarsanız sevinirim) – Barış Evren Erdoğan
insanlarin bilinclenmesi ve ortak bilinc olusmasi farkindaliklarin artirilmasi, egitim seviyesinin yukseltilmesi, mufredatlarin yeniden duzenlenmesi, global veri akisinin dogru ve duzenli sekilde mufredata eklenmesi, ortak ilgi alanlari cercevesinde insanlara temel egitimlerinin baslangici seviyesinden itibaren belirli anlayislarin ve yaklasimlarin ogretilmesi ile mumkun. “herkes etrafindakileri bilinclendirse cok daha farkli bir yer olurdu dunya” fazla yuzeysel kaliyor. ki bu saydiklarimin yapilabilmesi icin cok daha agir bir organizasyon yapisi, cok daha ciddi calisma sureleri ve daha fazla kabul gormek gerekiyor. bir tarafta dogru bir organizasyon ile tehdit olusturmak ve bu tehdidin duzenliligini saglamak ile mukellefken diger tarafta bastan sonra bir ulkenin egitim anlayisini degistirmek ve bunu yapacak organlari ve organizmayi belirleyip, kurup sonra da kabul gormesini saglamak var. acikcasi 2.’si ulasilmak istenen hedef olarak belirlenebilir ama baslangic olarak belirlenmesi imkansiza\ulasilmaza surukleyecektir gibi geliyor. – Sets Turan
Sets Turan’a katılıyorum. Ortak bilinç oluşumu doğası gereği kolektif, ortaklaşa bir çaba gerektirir. Bu da örgütlü bir ortaklık olmak zorunda. Bu, amaç olarak konumlanabilir, ama o amaca ulaşmak için örgütlü ortaklığın birbirleriyle tutarlı, birbirlerini geliştiren eylemlerine ihtiyaç vardır. Ayrıca eklemek istediğim bir şey var: “bilinç” tek başına yeterli değil, bilinci eyleme dönüşmediği pek çok durum var bireysel düzeyde ve bu durumda gerçek etki ve sonucu olan değişim sağlanamıyor. – Ozgur Uckan
Aslında söylemeye çalıştığım şu: yeterince bilinçlenmeden böyle girişimlerin yapılması iyi bir sonuç doğurmuyor.. Tabii ki sadece birey olarak bir yere kadar ilerlenebilir, Sets’in de söylediği gibi ütopik bir kavram hemen hemen, fakat “Haydi canlar bir olalım” deyince de olmuyor.. Detaylı bir şekilde yazamadım, kusura bakmayın fakat oluşumların önce kendi içlerinde tam anlamı ile birlik sağlaması gerekiyor ki daha sonra diğerleri ile birleşip daha güçlü bir 1 olabilsinler.. – Barış Evren Erdoğan
Adaş; bu Türkiye için çok fazla entelektüel bir girişim zaten. Düzenli olarak biraraya gelebilecek 500 kişi zor çıkar gibime geliyor. Öte yandan, bu hevesli grup içinde boş konuşanlar ile iş yapacakları iyi ayıklayıp en azından demokratik temsilii sağlayacak kadar büyük bir çekirdek kadro çıkarmak gerekiyor diye düşünüyorum. Süratle Türkiye dışında bu faaliyetleri yürüten insanlarla diyalog kurulmalı ve ortak eylem planları yapılmalı. Kendi dışımızdaki bir organizasyona karşı sorumlu olmak, Türkiye’de oldukça sancılı olan örgütrlenme sorununun çözümünde hem “know how” hem de disiplin sağlar bence. Bence etkin bir topluluk kurabilmenin en önemli adımlarından biri, hemen yapılabilecek, basit de olsa, pratikte uygulanabilen birşeyler yapmak. Yoksa “biz 10 sene içinde bir şuur dönüşümü hedefliyoruz” gibisinden “uzun vadeli planlar” ciddiye de alınmıyor, uygulanmıyor da. Şahsen ben ciddiye almıyorum. Bunun dışında aktif olmak ve dikkat çekmek çok öenmli; hatta bu konuda “vitrin yapacak” kişilerden (celebrity türünden= destek almak gerektiğini düşünüyorum. – Barış Atasoy
Eğer baştaki “beyin takımı” adil, entelektüel, saygı duyulan ve tercihan da sevilen kişilerden oluşursa dıştaki halka da genişlemeye başlar. Türkiye’de Wikipedia türünden “dağıtık ama ortak bir bilinçle hareket eden” projelerin hayata geçmesi için bence yeterli dinamizm, bunu yapacak marş motoru yok. Dolayısıyla arabayı harekete geçirmek için itip vurdurmak (!) şart. Sonra kendi kendine yürüyecek bir noktaya gelebilir (gerçi 12 Eylül darbecileri de buna benzer birşeyler söylüyorlardı, anarşi ortamı bitip demokrasi işlemeye başlayınca gideriz dfilan:) – Barış Atasoy
“hadi” diyerek “aktif olma” kaygisi ile baslayan yakin tarih olusumlarindan sansuresansur grubunun “hadi” diye baslamasinin getirdigi kaosu ve yasattigi sorunlari, bir kac kez tamamiyle birakma noktasina gelislerini ve isyanlarini paylasmalarini isterdim. Ozgur Uckan’da “hadi”ciligin getirdigi sorunlara dair ornekler verecektir sayfalar dolusu. diger yandan uluslararasi herhangi bir olusumun turkiye alt grubu olabilmek de ayni sekilde organize olabilmeyi gerektiriyor, tek fark kendi organizasyon yapimizi kurmak yerine onlarinkini almaktan bahsediyor olacagiz, kendi kural kitabimiz yerine onlarinkine uyuyor olacagiz. sonuc olarak bir yapilanma plani ve beraberinde yapilandirilacak bir organizasyona ihtiyac var. her ulkenin kendi gercekleri dogrultusunda tepkilerini duzenlemesi ve kendi burokrasisi/siyaset yapisi dogrultusunda etki yaratmasi gerektigini dusunursek (fransanin HADOPI gundemine karsilik canada’nin provider’lar araciligi ile tum ip bazli komunikasyonun takibi gundemi gibi) lokalde yapilandirilacak bir olusumun uluslararasi arenada tum olusumlar ile temasta kalmasi “herhangi bir odagin masasi” yaftasindan da uzak kalinmasini saglayacaktir. bazi gruplara veya ideolojilere yakin olmak, yakininda olmak veya beraber olmak ulkemizde hos karsilanan ve toplum tarafindan dogru yorumlanan bir sey degil. karsisinda durulacak odaklar da dusunulurse yapacaklari karsi siyaset icin gayet guzel bir malzeme olur. – Sets Turan
1- “Dağıtık” olması, organize olmamak ile karıştırılıyor; bu yanlışı bizler de yapıyoruz.. 2- Bilinç ve “ehil olmak” ayrı şeyler. Konusunda ehil kişiler (ör: Ozgur Bey) bize ehliyetiyle tek cümle eder, bırak fikri algımız değişir. “Doğru modelleme ve süreçte modele sadakat” önermesi bu açıdan çok doğru ve harekete çok faydası olacaktır. Demek ki akademisyenler öne çık(arıl)malı, ihtiyaç duyulan alanlarda gerekli donatılar harekete kazandırılmalı. Belki hatalıyım ama ben hala üniversitelerden umudu kesmiş değilim. 3- Ünlü yada bilinen isimlerin şu aşamada (erken) popülerleşme yaratarak olumsuz etkisi olacağından çekiniyorum. 4- Devlet çoğunlukla, sorunu “tuttuğu yerden” çözerek ilerleyen bir aygıttır. Gerekli noktadan tazyik uygulayarak değişim sağlamak da bizim gibi hareketlerin (dünya üzerindeki) genel amacı değil midir? 5- “X’e güvenerek kalkışılan” otursun yerinde efendim. Haddim olmayarak, profilin ortak yönü odur ki kendilerini: “Kimseye değil, fikrin doğruluğuna ve gerekliliğine güveniyoruz. Bu harekete katılacaklar başkasına güvenmek yerine kendilerine güveniyorlar, onun için de bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.” diyerek tanımlarlar. 6- Bir araya gelmek tamam lakin “bir yerde toplanmak” biraz da, internet’in kolaylığını kullanmamak olmuyor mu? İstanbul’da yapılacak bir toplantı demek Adana’dan gel(e)meyecek fikirleri kaybetmek değil midir? Nüve için tamam ama genel ilerleme yolu bu olacaksa fazla yavaş ilerleyerek verimliliğe kurban gider miyiz? 7- Ben olumsuz gördüklerime dikkat çekmek için yazdım, fakat içerikte katıldığım çok sayıda doğru nokta var. Özellikle “çalışma grupları” ve “aynı amaca ilerleyen farklı dinamikler” hakkında genel eğilim oluşmaya başladı, bu umut verici. . – Mustafa A. T.
Mustafa; ünlü isimlerden kastım elbette İsmail YK filan değildi. Üzerinde herkesin uzlaşacağı birileri elbette olamaz; ancak Mor ve Ötesi’nin solisti Harun var mesela. Çevre ve sansür konularında çok duyarlı ve donanımlı biri. “Neymiş bu” sorusunu sordurmanın etkisini es geçmeyelim. Korsan Parti bunu ismiyle yapıyor mesela. – Barış Atasoy
Üniversitelerden elbette ümidi kesmemeli. Ancak Bilgi Üniversitesi -Özgür beyi referans olarak göstererek değil, zaten takip ettiğim özgür yazılım etkinliklerinden biliyorum Bilgi’nin havasını- ile İstanbul Üniversitesini elbette mukayese edemezsiniz. (İÜ’lüler alınmasınlar, genel olarak oradaki hocaların statükocu ve vesayet rejimi destekçisi olduklarını duyuyoruz, görüyoruz, okuyoruz) Yalnız üniversitelerin genelde daha üst siyasi kimlikler etrafında kamplaştıklarını, kamplaşmayan ama tartışmaya katılan çok fazla öğrenci olmadığını da bir kenara not edelim. Cidden çok küçük bir kitleye hitap eden bir akım bu. – Barış Atasoy
Ünlü kişiliklerin faydası konusunda haklısınız. Sanırım ben iyi anlatamadım. Ünlü kişilerin dikkatleri “şimdiden” çekmesinden bahsetmek istemiştim. Hareketin toplum önüne çıkmadan biraz daha sağlam temeller üzerinde yükselmesi daha iyi olmaz mı sorusunu sormalıyız demek istemiştim. Belirsizliklerin fazlalığı ilgilenenleri olumsuz etkiler mi acaba? – Mustafa A. T.
Internetin özellikle birbirini tanımayan insanların toplantı yapması için iyi bir ortam olduğu pek söylenemez. İstanbul’da olanlar elbette diğerlerine göre daha şanslılar, ama her il kendi arasında toplanabilir. Türkiye genelindeki toplantılarında cümbür cemaat yapılması gerekmiyor; her ili temsilen 2-3 kişi gelse yeterli olur. Belli bir tanışıklıktan sonra Internetten de kolayca yürür ilişkiler. Ama ilk adınları burada atmaya çalışmak bence doğru ve efektif olmayacak. – Barış Atasoy
Bu belirsizlikler çözülürler. Zaten biz niyetimizi ve derdimizi anlatır hale gelmeden ünlü birine gidemeyiz. Ben dikkat çekmelerinde bir sakınca görmüyorum. Zaten dediğim gibi, Polat Alemdar’ın Korsan parti sözcüsü olacak hali yok:) (Olsa tek başına iktidar oluruz o da ayrı:) Ne bileyim, bahsettiğim insanların zaten bir konserine gelen insan sayısı, herhalde Korsan parti’nin üye sayısından fazladır. Dolayısıyla hareketi kendi çıkarına kullanmak gibi bir sakınca olamaz. – Barış Atasoy
oturmamis ve yapilandirilmamis hareketi isaret edecek herhangi bir unsur o hareketi basarisiz gosterecektir. hareket eger basariya ulasti ise de bu insanlara ihtiyac duymayacaktir. unlu olarak adlandirilan kisiler zamani geldiginde dahil olup cevrelerine duyurabilir, biz de bu yapinin icindeyiz diyebilirler, bu engellenemez, onun disinda reklam amacli yapacaklari herhangi bir sey “dogru” olmayacaktir. anlamadigim sey daha yapilanma konusurken unluler veya destegin konusulmasi. olmayan bir seye destek aramak, bunun icin enerji harcamak bile su an abes geliyor. olmasi gerekeni tartismak cok daha onemli su asamada. + toplantilarin yuzyuze olmamasi\olma zorunlulugu olmamasi konusunda hem fikirim. skype, conference call, web meeting bir suru alternatif yapi var herkesin bir araya gelebilecegi ve goruntulu olarak masa etrafinda toplanabilecegi, fikir belirtebilecegi ve dahi “kayit altina alinabilecek”. toplasmalarda gundeme sadik kalindigi surece + koordinator\moderator gozetiminde toplanti yapildigi surece kalabalik da sorun olmayacaktir. – Sets Turan
Tarih: 14.9.2009
Yazar: TorrentAlem